Translate

İnebolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnebolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Temmuz 2008 Çarşamba

İnebolu (13)

İnebolu Yazılarım (13)
2007
Aydın Tiryaki



Bakla dondurması
04.02.2007

Eskiden köyde oldukları yıllarda, teyzem bakla dondurması yapardı. Hem orada yerdik, hem de ayrılırken daha sonra yememiz kenarlıklı sahanlarda bakla dondurması verirdi. O kenarları desenli kesilmiş kalaylı bakır sahanlar kalmadı.

Deniz feneri, yelkenli ve sayılarla oynamak
07.02.2007


Rüzgarı sevmez deniz feneri. Yelkenli rüzgarsız yapamaz. Kuş misali gitmek ister uzaklara. Deniz feneri özler yelkenliyi. Karadadır deniz feneri, denizdedir yelkenli. Denize açılamaz deniz feneri, karaya gelemez yelkenli.

Pierre Loti adını değiştirmeye kalkmak ve bir şehrin...
13.02.2007


İnebolu’da doğdum. Doğduğum yerden ayrılsam da hiç kopmadım, çünkü ben doğduğum ve büyüdüğüm yeri çok sevdim. Birkaç yıl önce biriler çıktılar ve İnebolu’nun adını Yiğitinebolu yapalım dediler. Sonra işi daha ileri götürdüler ve Meclis’e ad değişikliği için yasa önerisi verdiler. Her partinin milletvekilleri İnebolu’ya iyilik yapmak adına bu öneriyi destekliyorlar ve bir an önce gündeme almak için uğraşıyorlar. İnebolu’da Yiğitinebolu adını isteyenler var ancak benim gibi istemeyenler de var.

Dürdane öğretmen
18.02.2007

Dürdane Öğretmeni de ilk o gün görmüştüm ve dört yıl öğretmenim oldu. Çok iyi bir öğretmendi, ben de en iyi öğrencilerinden biri olmaya çalıştım o yıllar boyunca. İlkokulun sonunda bitirme sınavlar olmuştuk ve mezun olmuştuk. Sonraki yıllarda Ortaokulda ve Lisede yıllarca okul birincileri, ikincileri, üçüncüleri hep Dürdane Öğretmenin öğrencileriydi. O da bundan gurur duyardı.

Sayıldım
24.02.2007

1975 yılında İnebolu Lisesinde öğrenciyken bize de sayımda görev vermişlerdi. Bu sayımlardaki ilk ve son görevim olmuştu. Lisede din derslerine de gelen bir kaymakamımız vardı. Lise öğrencileri bu işi ciddiyetle yapar diye sayımda görevlendirmeye karar vermiş.

Tepedeki bayrak direğinde bayrağımız yoktu
25.02.2007


Pencereden baktığımda karşı tepede yüksek bir direkte bayrağımız dalgalanırdı. Yılbaşında ve Ocak ayı sonunda İnebolu’ya gittiğimde direkte bayrağımızı göremedim.

İnebolu’ da eski hapishane binası
04.03.2007


Tarihi Askerlik Şubesi ve Hapishane binası uzun zamandır boş duruyordu. O binayı hep uzaktan gördüm, fotoğraflarını uzaktan çektim. Taş bina dış görünüm olarak eski ihtişamıyla duruyor. Yoldan binaya çıkan geniş merdivenlerde uzun süre kullanılmamanın izleri birikmiş yapraklar, taşların arasında büyümüş otlar olarak kendini gösteriyor.

Naylon hafız
07.03.2007


Naylon Hafız, İnebolu önemli kişilerinden biridir. İnebolu’da Kızılay başkanlığı yaparken, yardım toplanması ve dağıtılması konusundaki özenini hep takdir ettim. Asıl takdir edilmesi gereken özelliği aydın bir din adamı olmasıdır. İnsanları inanışına göre sınıflamayan, herkesle her ortamda diyaloga girebilen, hoşsohbet, örnek bir din adamıdır, Naylon Hafız.

Marazın kahvesi
1
1.03.2007


Kahvenin yarı kapalı bölümünden denize doğru bakınca sanki sinemaskop bir perdede güzel manzaraların olduğu bir filmi seyrederiz. Tahta masanın üzerinde kahvemizi yudumlarken o sinemaskop perdede deniz kuşlarının deniz üzerinde süzülüşlerini izleriz.

İnebolu evlerinden yükselen çığlık
14.03.2007

Ahşap evlerden sürekli bir çığlık yükseliyor, onu duymuyoruz ve son gecedeki son büyük gürültüyle uyandığımızda yapılacak hiçbir şey kalmıyor. O gece o gürültü yalnızca çöken evin gürültüsü değildir, evde bir asırdır birikmiş anıların sesidir, güzel günlerin, neşeli günlerin, acılı günlerin, dedelerin kahkahalarıdır, ninelerin masallarıdır, çocukların şarkılarıdır.


01 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-1.html
02 (2006):
http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-2.html
03 (2006):
http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-3.html
04 (2006):
http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-4.html
05 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/03/inebolu-5.html
06 (2006):
http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/03/inebolu-6.html
07 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/04/inebolu-7.html
08 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/04/inebolu-8.html
09 (2007): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/04/inebolu-9.html

10 (2007): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/05/inebolu-10.html
11 (2007): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/05/inebolu-11.html
12 (2007): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/06/inebolu-12.html
13 (2007): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/07/inebolu-13.html

24 Haziran 2008 Salı

İnebolu (12)

İnebolu Yazılarım (12)
2007
Aydın Tiryaki


Ortaokulun bahçesinde ders yapardık
26.01.2007


1970 yılında İnebolu’da Yeniyol İlkokulu’ndan mezun olduktan sonra İnebolu Ortaokulu’na kaydımı yaptırmak için belgelerimizi tamamlayıp büyükbabamla birlikte ortaokula gittik. Ortaokul binası İnebolu’yu yüksekten gören bir yerdeydi. Sarı renkli bina her taraftan görünürdü.

Kedinin gözlerindeki merak
27.01.2007


“Kediyi merak öldürür” derler. Bugün öğle saatinde bir kedi 6 dakika süren hareketsiz bir fotoğraf maceramın hem konusu hem de modeli oldu. Kedi ürkek adımlarla geldi, kaçıp gidecek derken durdu, geri döndü ve bir noktaya bakmaya başladı. O baktı, ben fotoğraflarını çektim. Kimi zaman gözünü kapattı, açınca yine aynı noktaya baktı.

Kış ayında baharı yaşıyoruz
27.01.2007


Bugün arabayla yola çıkarken üzerimize kaban almadığımız gibi kazak bile çok geldi. Tek bir gömlekle dışarıya çıkılabilecek sıcak bir hava vardı. Kış ayında bahar günleri yaşıyoruz. Kiminle konuşsam, böylesine sıcak bir kış yaşamadığını söylüyor.



27 Ocak’ ta erik ağacı çiçek açmış
28.01.2007

Bugün 12:20’den 15:50’ye kadar üçbuçuk saat yürüdüm ve fotoğraf çektim. İlk çıkarken hava güzeldi, üzerimde bir kazak yeterli oldur diye düşündüm, deniz kıyısında esen rüzgarın üşüteceğini görüp eve döndüm, daha sıkı giyinip hemen çıktım. Deniz durgundu, hırçınlaştı. Esen rüzgar fırtına oldu. Güneş gitti, yağmur başladı. Üçbuçuk saat sonra bahar gidip kış geldi.

Kar yağdı
28.01.2007


İnebolu, Küre, Kastamonu, Ilgaz, Çankırı ve Ankara çok eskiden kurulmuş yerleşim yerleri. Eski zamanlarda şehirleri kurarlarken en uygun koşullardaki yerleri seçmişler veya zaman içinde çevre ve iklim koşulları uygun olan yerlerde yaşam yoğunlaşmış. Uygun olmayan diğer yerler elenmişler, ya yok olmuşlar ya da küçük yerleşim yerleri olarak kalmışlar. Geçtiğim şehirler içinde yoğun kar olan tek yer Küre'ydi. Küre’nin yerleşim yeri olmasının nedeni orada çıkan maden olduğu için kriterler farklı. İnebolu, Kastamonu, Ilgaz, Çankırı ve Ankara’da kar yaşamı çok fazla zorlamıyor.

Pencereden erik kopardığım ağaçların yerinde eskiden güller vardı
03.02.2007


Güller açtıkça babaannem onları toplar ve cam kavanozların içine aralarını bol şeker ekerek saklardı. En üstüne daha çok şeker döküp kapağını kapatırdı. Bu hazırladığına gül reçeli mayası derdi. Kış günlerinde bunu şekerli suyla kaynatıp gül reçeli yapardı. Bunu sabah henüz biz uyanmadan yaptığında, kahvaltımızda sıcak gül reçeli olurdu.

Babaannem evde yoğurt uyuturdu
03.02.2007

Şimdiki yoğurtlar güzel oluyor ancak ne babaannemim yoğurdunun ne de AOÇ yoğurdunun tadını bulabiliyorum. İnebolu’da olduğum zamanlarda annemin yoğurdundan yiyoruz, babaannemin yoğurduna benzeyen.

Örgüye başlarken şaşırtmak üzerine bir yazı
03.02.2007


1966 yılında köyden İnebolu’ya geldiğimizde babaannem köyden kopamamıştı. Köyden gelirken bir eşeğimizi ve ineğimizi de getirmişlerdi. İnebolu’daki eski evlerin alt katı hayvan beslemeye uygun olurdu. Evin büyükçe bir bahçesi vardı. Önce eşek satıldı. Beni tekmeleyip kulağımı kopartsa da o eşeği çok severdim, çok üzülmüştüm o günlerde. Bir süre sonra da inek satıldı, o zaman da babaannemin çok üzüldüğünü anımsıyorum. O onun kızıydı. Değişen koşullar satılmasını gerektirmişti.

Eski evlerin küçük banyosu: hamamlık
04.02.2007


Hamamlık dışarıdan bakınca bir dolap gibi görünürdü. Odanın tavan yüksekliğine göre iki ya da üç katlı olurlardı. Alt kat yeri taş veya beton olan banyo bölümü, orta kat yatak yorgan koymak için dolap, üst kat ise ıvır-zıvır koymak için raf olarak kullanılırdı. İki taraflı kapılar açıldığında alt bölümün üzerinde duran kapak görünürdü. Menteşelerle arka duvara bağlanmış olan kapak açıldığında banyo yapılacak bölüm ortaya çıkardı.

Sabah çiçeği
04.02.2007


İnebolu’da çocukluk yıllarımın en güzel çiçeğidir sabah çiçeği. Köydeki evimizde evin duvarının yanındaki güllerin arasından duvara bağlanmış iplerde yükselir, penceremize kadar gelirdi. İnebolu’daki evimin bahçesinde de aynı çiçeklerden bulmuştum. Üzüm tefeklerine, direklerine sarınıp yükseklere çıkarlardı. Her sabah ben uyanmadan açtıklarını göremezdim ama açık hallerini ve kapandıklarını görürdüm. O kapanmış çiçekleri kopartıp avucumda biriktir, onlarla bahçenin duvarlarını boyarken, mor olanları elimi de boyardı.


01 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-1.html
02 (2006):
http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-2.html
03 (2006):
http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-3.html
04 (2006):
http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-4.html
05 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/03/inebolu-5.html
06 (2006):
http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/03/inebolu-6.html
07 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/04/inebolu-7.html
08 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/04/inebolu-8.html
09 (2007): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/04/inebolu-9.html

10 (2007): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/05/inebolu-10.html
11 (2007): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/05/inebolu-11.html
12 (2007): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/06/inebolu-12.html

12 Mayıs 2008 Pazartesi

İnebolu (11)

İnebolu Yazılarım (11)
2007
Aydın Tiryaki


Öğrencisiz bir okul: Karadeniz İlkokulu
13.01.2007

Hergün balkondan yükseklere doğru baktığımda pembe boyalı duvarlarını görürüm. O kadar uzaktan ne camların hepsinin kırık olduğu ne de duvara asılmış “Dikkat. Binanın çevresinde oturmak ve dolaşmak tehlikelidir” yazısı okunur.


Balkondan gördüklerim
14.01.2007


Evin balkonu beş yol ağzı bir meydana bakar. İnebolu’nun merkezinden gelen iki yol, üç yol olarak devam eder. Teras katın balkonundan yıllardır fotoğraflar çekerim: İnebolu’nun tepelerinin, eskimiş evlerinin, eskimemiş evlerinin, yıkılmaya yüz tutan bacalarının, havada uçan kuşlarının, çatılardaki güvercinlerinin fotoğraflarını... Bazen meydandakilerin fotoğraflarını çekerim.

Doğanyurt’a denizden gitmiştik karayolu yokken
14.01.2007

Oraya gitmek için denizyolu tek seçenekti. İki deniz motoru çalışırdı, adları Karatüfek ve Lester’di. Birinin adı sahibinden diğeri de motorun markasından geliyordu. İnebolu’da Doğanyurtlu komşularımız vardı, bizim yaşlarındaki çocukları o iki motor hakkında teknik bilgiler verirlerdi. Birinin güçlü motoru olduğu için daha çabuk vardığını, daha az sallandığını söylerlerdi.

Papatyalar ve deniz
14.01.2007

Temmuz ayındaydı ama kapalı bir gündü. Karadeniz’in yaz aylarında ne yapacağı belli olmaz. Denize gitmek için yola çıktığımızda nasıl olsa yağacak diye düşünerek Boyranaltı’nın en sonunda sahilde yağmuru beklemeyi tercih etmiştik. Denize giremeyince yamaçtaki papatyalarla ilgilenmeye başladım. Papatyaların fotoğraflarını çektikten sonra denizle birlikte ne güzel görüneceklerini düşünüp değişik açılar aradım, bulamadım. Ve şeytana uydum, papatyaların en güzellerini kopardım, bir demet yaptım.

Yaprakların ışıkla son dansı
14.01.2007

Ekim sonuydu, yazın yemyeşil olan yaprakları rengarenk olmuştu ve hala duran yeşil yapraklar arasındalardı. O günlerde yaprakların ışıkla dansını yazmıştım. İki ay sonra, yeni yılın ilk günü aynı yerde ve güneşli bir günde dansın geri kalanını izledim. Güneş ışıklarını gönderse de dansedecek yapraklar çok azaldığı için bir kenarda sıralarını bekliyorlardı.

Dalgaların yıktığı çit
15.01.2007


Karadeniz hırçındır, her kış sahildeki çay bahçelerine, turizm tesislerine az veya çok zarar verir. Bu zararı azaltmak için çeşitli önlemler alınır. Taşlar yığılır, beton duvarlar yapılır, sahile kazıklar çakılır. Kış boyunca dalgalar bu engelleri döver durur.

Küre ikiçayında zincir taktık
19.01.2007

18 Aralık 2001 günü İnebolu’dan yola çıktım. Kastamonu’ya kadar minibüsle, oradan Ankara’ya otobüsle geldim. İnebolu’dan çıktıktan hemen sonra yoğun kar yağışı başladı. Küre ikiçayında köprüyü geçtikten sonraki hafif yokuşu minibüs çıkamadı. Birkaç kez denedi, araba kaymaya başladı. Karda lastiklerine zincir takmayı gururuna yediremediği için zincirsiz son şansını da denedi. Sonunda çaresiz zincir takmaya karar verdi. Hep beraber indik ve yardım edecek kişi sayısı gereğinden fazla olunca ben de fotoğraf çektim. İyi ki de çekmişim, o günden bir anı oldu. Günün tarihini de fotoğraflardan buldum.

Bileme taşı
20.01.2007

Bıçaklar körleştiğinde yan taraftaki demirle yuvarlak taşı çevirerek bilerdik. Büyüklü küçüklü bileme taşları her evin duvarına dayalı dururdu. Çocukken elime bilenecek bıçakları vermezlerdi, bana düşen o taşı çevirme görevi olurdu. Büyüklerimiz bıçağı uygun şekilde taşın üzerine tutarken ben de yandaki kolundan uygun bir hızla taşı çevirirdim. Kimi zaman taşın üzerine su dökülürdü, ama ben su dökülmediğinde taştan çıkan küçük kıvılcımları daha çok severdim.

O sandalı maviye boyamışlar
21.01.2007


Bir zamanlar, henüz küreklerin takılacağı yerler kırılmadan, tahtaları çürüyüp kırılmadan önce maviye boyamışlar. Deniz renginde olmasını istemişler. O da denizden hiç kopamamış, denize bir adım uzaklıkta ölümü bekliyor.

Sabahın altısında güveç yenir mi?
21.01.2007


Birkaç kez benim de sabah güveç yemeye gitmişliğim vardır. En son bu yaz bir sabah yedi sıralarında gittik. Daha açılmamış uykumun da etkisiyle nasıl yenir bu saatte diye düşünerek başladım, bittikten sonra utanmasam ve korkmasam ikincisini de isterdim.


01 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-1.html
02 (2006):
http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-2.html
03 (2006):
http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-3.html
04 (2006):
http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-4.html
05 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/03/inebolu-5.html
06 (2006):
http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/03/inebolu-6.html
07 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/04/inebolu-7.html
08 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/04/inebolu-8.html
09 (2007): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/04/inebolu-9.html

10 (2007): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/05/inebolu-10.html
11 (2007): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/05/inebolu-11.html

İnebolu (10)

İnebolu Yazılarım (10)
2007
Aydın Tiryaki


Fenerde kargalarla konuştum
03.01.2007

Kargalar fenerin en iyi dostları olduklarını anlattılar, hep beraber konuşsalar da ne dediklerini anladım. Her zaman fenere geldiklerini, ağacın dallarında sıralanıp fenerle sohbet ettiklerini, havadan sudan konuştuklarını söylediler. Kargaların fenerin terkedilmişliğini ve yalnızlığını unutturmak için yaptıklarına sevindim.

Limanda balıkçılarla sohbet ettik
04.01.2007

Çay içme zamanı geldiğinde balıkçı kahvesine gittik, çayımızı içtik, denizden, balıktan sohbet ettik. Karadeniz’de ağlara takılan köpek balıklarının küçük oldukları için tehlikeli olmadığını, Hazar Denizinde 10-15 kilo olan mersin balıklarının Karadeniz’de 150 kiloya kadar çıkabildiğini öğrendim. Karadeniz’de yalnızca bir kez ağlarına orkinos takıldığını anlattılar.

İnebolu Limanına fener gibi bir fener yapılsın
04.01.2007

125 yıl süren bir liman inşaatının artık bittiğini haber veren, beton duvarları Karadeniz’e direnecek, yukarıya çıkılacak merdivenleri olan, duvarları fener renklerine boyanmış, güçlü ışığıyla denizcilere yok gösterecek, onları koruyacak, fener gibi bir fener yapılsın. Hiç olmazsa yıkılan fener gibi olsun. Küçük mendirekteki fener de bu arada yenilensin.

O bir at arabasıymış
05.01.2007

İnebolu’da yürüyüp fotoğraf çektiğim yollarım vardır. Her geldiğimde o yolların hemen hemen hepsini dolaşıp fotoğraflarını çekerim. Aynı yerden bakarım, aynı evlerin, aynı sokakların, aynı ağaçların, aynı tepelerin, aynı denizin fotoğraflarını çekerim. İki ay önce, bir yıl önce, beş yıl önce, on yıl önce çektiklerimin aynısını...

İlk ilkokulum
05.01.2007

1965 yazında evin önüne gelip okula kaydettiği sırada öğretmenimi ilk kez görmüştüm. O zamanlar öğretmen köydeki bütün evleri dolaşıp okul çağına gelmiş çocukları kaydederdi. Okulun tek öğretmeniydi ve tüm sınıflar birarada ders yapardık. Ben okula başladığım günlerde okula bir öğretmen daha gelmişti, Asım öğretmen... Onun sınıfları 4 ve 5 olduğu için biz ilk üç sınıf Hüseyin öğretmenle kalmıştık. Zaman zaman yine beş sınıf birlikte olurduk.

Mor menekşe mi, çuha çiçeği mi?
06.01.2007

Çiçekler ve renkler konusunda cahilliğimi o yazıda da belirtmiştim. Benim için yamaçta gördüğüm ve rengi mor gibi olan her çiçek menekşedir. Bu arada şunu da söylemekten kaçınmayacağım, mor ve eflatunun bir çok tonu benim için mor renktir.

Kurtuluş savaşının nasıl kazanıldığını anlatan resim
07.01.2007

İnebolu Türkocağı binasının yanındaki duvarda denize bakan bir duvarda bu yıl yapılmış bir resim var. Resim büyük bir duvarda kabartma olarak çalışılmış. İmza Sait Civcioğlu’na ait ve Mayıs 2006 tarihi yazılı.

Sizin hiç ağacınız öldü mü?
07.01.2007

Aralık ayında yerel gazetemizde İnebolu’da bir ağacın yıkıldığıyla ilgili bir haber okumuştum ama haberdeki ağacın benim ağacım olacağı hiç aklımdan geçmemişti. Belki de o ağaca böyle bir sonu konduramamıştım.

Tozlu raflarda bir ansiklopedi buldum
08.01.2007

İnebolu küçük bir yer olduğu için kütüphane her ev için yakın sayılacak uzaklıklaydı. Eski bir binaydı, merdivenleri de bina gibi eskimişti, her adımdaki gıcırtılar kütüphanenin sessizliğini delerdi.

Odun sobasını herkes yakamaz
08.01.2007

Köydeyken odalarda odun sobaları vardı, ayrıca yemekler de ocakta odunla pişerdi. Tarlalarda, bahçelerde çalı çırpı olurdu, kış için yazın hazırlıklar yapılırdı. Sobanın altına bir muşamba serilir, onun üzerine tenekeden yapılma bir tabla konulurdu. Soba boruları kıvrımlar çizerek dolanır ve bacadan çıkardı. Evler ahşap olduğu için sobaların güvenliği çok önemliydi. Çocuklar ateşle oynamamaları konusunda sürekli tembihlenirdi.


İnebolu Yazılarımdan Derlemeler:

01 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-1.html
02 (2006):
http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-2.html
03 (2006):
http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-3.html
04 (2006):
http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-4.html
05 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/03/inebolu-5.html
06 (2006):
http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/03/inebolu-6.html
07 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/04/inebolu-7.html
08 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/04/inebolu-8.html
09 (2007): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/04/inebolu-9.html

10 (2007): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/05/inebolu-10.html

29 Nisan 2008 Salı

İnebolu (9)

İnebolu Yazılarım (9)
2006-2007
Aydın Tiryaki


İnebolu'da bayram ve yeni yıl
31.12.2006

İnebolu'da bayramlar paylaşılmıştır. İlk gün İnebolu'nun içinin bayramıdır ve kimi köylerin, örneğin Telle'nin (Akkonak), ikinci gün Ayvanın, üçüncü gün Ibras'ın (Yeşilöz)... Böylece komşu köyler birbirini ziyaret edebilirler.

Bayram günü öğleye doğru davulcumuz geldi. Ya otuz günü yorgunluğu ya da fazla rahatsız etmemek için olsa gerek davuluna yavaş yavaş vurarak, uyaklı manilerini söyleyerek bahşişini aldı ve başka kapıya gitti.

Ziyaretler ve misafirler bayramın en güzel yanıydı.

Bayramda misafir beklemek üzerine bir yazı
31.12.2006

Sabahtan buyana misafir bekliyoruz. İki ay önce bayramda çok kalabalıktık. Annem, babam, çocukları ve torunları hep beraber buradaydık. Bu bayram yalnızca ben gelebildim. Bayramların asla yalnız geçirilmemesi gerektiğini düşünürüm. Sabahtan buyana gelmeyen misafirleri beklerken “ ya ben de gelmeseydim ne kadar kötü olurdu ” diye düşünüyorum.

Kulak makarnası
31.12.2006

Eskiden beri "kulak makarnası" diye bilirdik, son zamanlarda bazı lokantaların bizim yerel gazetedeki reklamlarında ve yolların kenarındaki reklam panolarında "kulaklı makarna" diye yazıyorlar. Değişik şekillerde yapılır, ben size yıllar önce babaannemin, şimdi de annemin aynısını yaptığı kulak makarnasını anlatacağım.

Bayramda misafir beklemek üzerine bir yazının devamı
31.12.2006

Kırklı yıllar, ülkemizin her tarafındaki kıtlık ve yoksulluk yılları... Köylerindeki bayramın ilk gününde evlerindeki bolluk ikinci gün bitmiş. Sabah işleri uzadığı için ikinci gün bayram olan komşu köylerden birine gecikerek gidebilmiş. O zamanlar bayramlarda her köyün meydanına yemek sofraları kurulurmuş. Oldukça aç bir şekilde yemek yemeyi umarak gittiği köyün meydanına ulaştığında geç kaldığını farketmiş. Tamamen boşalmış sofralar toplanıp getirildiği evlere geri götürülüyormuş. Kuru bir ekmek bile bulamamış. Çocukluktan henüz çıkmış olmanın, yani ilk gençlik yıllarının sıkılganlığıyla bir eve de gidememiş ve köyüne geri dönmüş. Geldiğine göre daha aç bir şekilde, bu sefer yokuş yukarı uzun bir yolu yürüyerek yorgun ve bitkin bir şekilde evine dönmüş.

Duydum ki mor menekşe aranıyormuş
01.01.2007

Bir yıl önce doğduğu köyde yağmurlu bir günde ve karlı bir günde yanından su akan bir yamaçta çektiği mor menekşelerin fotoğraflarını bulmuş. O fotoğrafları çeken çiçekleri çok iyi tanımazmış. Çiçekler bu kadar güzelse, rengi böyle güzel bir morsa ve dağların yamacında yetişmişse gördüklerinin mor dağ menekşeleri olduğuna karar vermiş.

Martılar
02.01.2007

Kırmızı ayakları, ucu siyaha çalan kırmızı gagası, uçlarına yaklaştıkça siyahlaşan beyaz kanatları ile suyun üzerinde bir martı gibi yüzüyordu. Havalanırken kanatlarını kocaman açıp sonra bir martı gibi süzülüyordu.

Şehit Şerife Bacı Anıtı
02.01.2007

Hiç işgal edilmemesine karşın Kastamonu kadınının Kurtuluş Savaşındaki bu büyük duyarlılığı Çanakkale Savaşında cephede verdiği şehitlerin acısının henüz silinememesindendir. Bir kuşağı Çanakkale’de şehit veren, şimdi de bir kuşağı daha cepheye göndermiş acılı anaların, eşlerin onlara destek çabasıdır. Bir aile dayanışmasının ülke çapında bir seferberliğe dönüşmesidir. Kurtuluş savaşımız cephede erkeklerin cephe gerisinde kadınların bir zaferidir.

Tek sıra güvercinler
02.01.2007

Her fotoğraftan sonra bir adım yaklaşarak yakınlarına geldim, her adımda birkaçı uçup gitti ve en yakınlarında olduğumda dört güvercin kalmıştı. Sona kalan o dört güvercin benden onlara zarar gelmeyeceğini bilenlerdi.

Zellankadef nedir, bilir misiniz?
03.01.2007

İnebolu’da zellankadef demetlerini pazarda köylü kadınlar satar, pırasa, soğan demetlerinin yanında. Güzel kokusu pırasa soğan kokularını bastırır. Çiçekçide nergis gördüğünüzde biryerlerde buna zellankadef denildiğini ve daha güzel koktuğunu bilin diye yazdım.


Terkedilmişliğin fotoğrafı
03.01.2007

Evlerin terkedildiğinden önce sarmaşıkların haberi oluyor. Sarmaşıkların görevi terkedilmiş evlerin utangaçlığını gizlemektir. Onun için sarıyorlar evlerin her tarafını. Önce yavaş yavaş başlıyorlar, günü geldiğinde hızlanıyorlar.

İnebolu Yazılarımdan Derlemeler:
1 (2006):
http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-1.html
2 (2006):
http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-2.html
3 (2006):
http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-3.html
4 (2006):
http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-4.html
5 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/03/inebolu-5.html
6 (2006):
http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/03/inebolu-6.html
7 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/04/inebolu-7.html
8 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/04/inebolu-8.html
9 (2007): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/04/inebolu-9.html

15 Nisan 2008 Salı

İnebolu (7)


İnebolu Yazılarım (7)
Aydın Tiryaki
2006


İnebolu’ daki Atatürk heykeli Atatürk’ e benziyor mu?
30.11.2006

Heykeli görmeden önce heykel hakkındaki bu söylentileri duyduğum için önyargılı olabileceğimi düşünmüştüm. Temmuz ayının ikinci haftasında heykeli ilk kez uzaktan gördüğümde oldukça güzel görünen bir heykeldi. İkinci görüşüm Türk Ocağı binası tarafından yani heykelin arka tarafındandı. Özellikle şapkanın tutuluşu iyi bir heykel yapıldığına inandırdı beni.

İnebolu ve Mexico City’deki Atatürk heykelleri birbirine...
30.11.2006

İlk bakışta aynıymış gibi görünen heykellerin, fotoğraflara dikkatlice bakıldığında oldukça farklı olduğu anlaşılıyor. Atatürk’ün iki heykelde oldukça farklı model elbiseleri var, şapkaların modelinde de küçük farklılıklar bulunuyor. Meksika’daki heykelde Atatürk’e benzememe gibi bir sorunu görünmüyor.

Çatıdan taşların indirilmesi için tahtalardan bir kaydırak yapıldı. Taşlar yukarıdan bırakılıyor, aşağıya inince yeri sarsarak duruyordu. Yetmişli yıllardı, evlerin üzerinden indirilen taşların hala bir pazarı vardı, daha hesaplı olduğu için köylerde kiremit yerine taşı tercih edenler olurdu. O nedenle taşlar fazla zarar görmeden indirildi ve duvarın dibine dizildi. Orada yıllarca bekledi.


Bir minik kaplumbağa bahçede saklanmış
07.12.2006

Kaplumbağadan anlayanlar, birinin 35 diğerinin de 15 yaşlarında olduklarını söylemişlerdi. Yaz boyunca bahçede dolaşmışlardı. Zaman zaman bahçede onları arardım. Küçük bir bahçeydi ama orada saklanacak yerler bulurlardı, otların arasına girerler, sarmaşıkların arkasına saklanırlardı. Sessizce bekler bir hışırtı duyunca nerede olduklarını keşfederdim.

Bir buzdolabı öyküsü
08.12.2006


İlkokuldayken bizi yeni teknolojilerle tanıştırmak için komşu evlere, postaneye götürmüşlerdi. Bizim grubumuz komşu evlerden birine telefon etmek için gitmiştik. O zaman İnebolu’daki okulumuzda telefon yoktu. O evden postaneye giden diğer grupla konuşmuştuk. Bir eve buzdolabı görmeye giden grup dolaptan içtikleri soğuk suyu, başka bir evde çamaşır makinesi gören grup merdanelerin arasında sıkılan çarşafları anlatmıştı. O zamanlar okulumuza komşu evler de eğitimin hizmetindeydi. Şimdi olsa, hangi ev hanımı buzdolabı görmeye gelen yirmi öğrenciyi evine kabul eder.

1977 Bükreş depremi İnebolu’da ahşap evimizi sarsmıştı
08.12.2006

Babaannem “Depremde ahşap eve birşey olmaz, eskiler depremde çiviler tahtaya yedi kere girip çıkarmış derlerdi” diyerek bizi eve çağırıyordu. İnebolu’daydım, ve sanki deprem oradaymış gibi çok sarsılmıştık. O ana kadar tanık olduğum en büyük depremdi.

Elektrik düğmesine bağlı ip
13.12.2006

Ahşap evin sessiz olmayı gerektirdiğini küçük yaşlarda öğrenmiştim. Yürürken, gıcırdayan tahtalardan en az ses çıksın diye ayaklarımın ucunda yürürdüm. Hangi noktanın ne kadar ses çıkardığını bilir, adımlarımı ona göre atardım. Şimdi de o zamanların alışkanlığı ile heryerde bir kedi sessizliğiyle yürürüm.

Sofra yaygısının üzerinde kırmızı biberler
15.12.2006

Eskiden yemekleri yer sofrasında yerdik. Evde değişik boyutlarda sofralar vardı. Daha küçük ve düzgün olanlarda yufka açılırdı, yemek yediğimiz sofraların yüzeyi o kadar düzgün olmazdı, hatta budaklar bile olurdu. Yere sofra yaygısı serilir, onun üzerine sofra konulurdu.

Bisiklete binmeyi bilmem
6.12.2006

İnebolu’da güneş denizden batarken bir tepeden fotoğraflar çekiyordum. O sırada çok uzaktaki sahilde bisikletle dolaşan birisinin güneşle fotoğraf makinemin arasına girmesini çok istemiştim, ama olmamıştı.

Akşama doğru limanın üç metreden daha yüksek duvarının üzerinde park edilmiş bir bisiklet gördüm. Güneş batmak üzereydi ve kızıllığı bisikletin üzerine vurmuş güzel bir siluet oluşturmuştu. O sırada çektiğim fotoğraf en sevdiğim bisiklet fotoğrafı oldu.

Kumda oynamanın yaşı yoktur
16.12.2006


Kırk yıl sonra deniz kıyısında çocukların kovası elime geçince kumla doldurup özenle çıkartarak sıra sıra dizdim. Kovanın içine koyduğum kumun kuleler yaptığım kuma göre daha kuru olması gerektiğini birkaç başarısız denemeden sonra öğrendim. Çocukluk yıllarında öğrendiğim birşey daha vardı, kumdan yaptığımız eserlerin ömrü çok kısa olurdu.


İnebolu Yazılarımdan Derlemeler:
1 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-1.html
2 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-2.html
3 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-3.html
4 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-4.html
5 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/03/inebolu-5.html
6 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/03/inebolu-6.html
7 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/04/inebolu-7.html

Arama

İzleyiciler