Translate
28 Mart 2008 Cuma
İnebolu (6)
İnebolu'dan Ankara'ya sıradan bir yolculuk öyküsü
19.11.2006
İnebolu-Ankara yolunda bir Pazar günü altıbuçuk saat süren sıradan bir yolculuğun sıradan öyküsünü yazdım.
Saman çöpünden tablolar
19.11.2006
Çocuk yaşlarımda halamı en çok dikiş makinasının başında dikiş dikerken ve masanın başında saman çöplerinden tablolar yaparken anımsıyorum.(1) Kız Enstitüsünde öğrenciydi ve ev ödevleriydi bu tablolar. Daha sonra öğretmen olduğunda öğrencilerine öğretirken yaptığı tablolar şimdi evlerimizin duvarlarında asılı.
Limanda karşı mendireğe yüzdüğüm gün
21.11.2006
Limanın içinde çok güzel, ince kum olurdu, kumlarla sıkılmadan saatlerce oynar, kuleler yapardık. Derin çukurlar kazardık, en çok da büyüklerimiz otururken arkalarına çukurlar açıp düşürmeye bayılırdık.
Sayıları azalan mezar taşları
22.11.2006
İnebolu’da, şehrin merkezinde, Altıkulaç Caddesi üzerinde tarihi bir mezarlık vardır. İsmetpaşa İlköğretim Okulu (eski Yeniyol İlkokulu) mezarlığın hemen yanındadır. Altmışlı yıllarda o okulda okurken mezarlığın her tarafında mezar taşları dikiliydi, daha sonraki zamanlarda gitgide azalmaya başladı.
40 yıllık iki erik ağacı
22.11.2006
Büyükbabamın o ağaçları diktiği zamanı ve ertesi yıl ağaçların aşılandığını anımsıyorum, altmışların sonlarıydı. Birkaç yıl sonra o ağaçlardan erik yemeye başladık, yıllar sonra iyice büyük ağaçlar oldular ve daha çok meyve verdiler.
Tarihi minarede plastik kapı
24.11.2006
2003 yazında minarenin şerefesine açılan kapının renginin değiştiğini gördüm.
Çatıda anten düzeltirdik
26.11.2006
Televizyon anteni bahçenin diğer tarafındaki henüz oturmadığımız yeni evimizin beşinci katının üzerindeki çatıdaydı. Anten ne kadar yüksekte olursa o kadar iyi görüntü olacağını düşündüğümüz için en yükseğe kurmuştuk. Yükseklik korkuma karşın o dik çatıya çıkar anteni kuzeye çevirir, eve döner kanalları arar, bulamazsam kuzey batıya çevirir yine denerdim. Akşam olup TRT yayını başlayacağı zaman geriye çevirirdim. TRT’nin yönünü kalemle çizmiştim antenin borusunun üzerine, kolay ayarlardım.
Karşı evin duvarında bir güvercin yuvası vardı
27.11.2006
İnebolu’ daki ahşap evde oturduğum yıllarda, mutfağın penceresinin tam karşısında, karşı evin duvarında iki küçük delik vardı. O ev de bizim oturduğumuz ev gibi yüz yaşındaydı. Ne zaman olmuşsa, duvarında bu kırıklar oluşmuş, güvercinler de buraları kendilerine yuva yapmışlar.
Uçurtmaları izledim ve uçuran çocukları buldum...
29.11.2006
Akşama doğru Boyranaltı’nın çakıl taşlarıyla kaplı sahilinde yürürken bir yandan da fotoğraflar çekiyordum. Güneşin batışını çekmek için gelmiştim. Bulutlu havalarda güneşin kendini gösterme çabası ve bulutların önünü kapatması sırasında çok güzel görüntüler çıktığına daha önce defalarca tanık olmuştum.
Kapısında çeşit çeşit numaraları olan ev
30.11.2006
Artık terkedilmiş ve eskimiş evin kapısında gördüm o numaraları. O ev için “terkedilmiş ve eskimiş” dedim çünkü “eskimiş ve terkedilmiş” değildi. Bizim oralarda evler önce terkedilir sonra eskirler. Kapıda çeşit çeşit numaralar gördüğümde hiç şaşırmadım.
İnebolu Yazılarımdan Derlemeler:
1 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-1.html
2 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-2.html
3 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-3.html
4 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-4.html
5 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/03/inebolu-5.html
6 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/03/inebolu-6.html
18 Mart 2008 Salı
İnebolu (5)
Aydın Tiryaki
2006
Penceredeki kedi
13.11.2006
Kedi pencerenin kenarında uyumayı pek sever. Bir tarafında ev kedisi olduğunun güvencesini duyacağı evin diğer tarafta da açık havayı hissedeceği dışarısının olmasını istediği için en güzel yer pencere kenarıdır.
Atatürk’ün şapka devrimi konuşmasını yaptığı bina
13.11.2006
25 Ağustos 1925 günü Mustafa Kemal İnebolu’ya gelir ve denize karşı bir binada şapka devrimini anlattığı konuşmasını yapar. Şapka devrimi yalnızca şapka giyilmesi değildir, giyimde çağdaşlaşmanın öncülüğünü yapan önemli bir adımdır. Toplumdaki yapay hiyerarşinin giyimdeki yansımalarının kırılma çalışmasıdır.
Açamamış bir tomurcuğun fotoğrafı
13.11.2006
Haftalardır açamayan tomurcuğun hep bir tomurcuk olarak kalacağını anlamıştım. Açamamıştı soğuktan, solamamıştı soğuktan. Bu tomurcuk açamayacak, solamayacak. Çürüyecek.
İnebolu’da yaz renkleri
14.11.2006
“Çam ağacında çiçek açar” diye başlamıştım yazmaya ve “İnebolu bu yaz yine rengarenkti” diyerek bitirmiştim. 2003 yılının Temmuz ve Ağustos aylarında çektiğim fotoğrafların üzerine kısa cümleler yazarak İnebolu’da yaz renklerini sunmuştum.
İnebolu’ da bir semerci usta
15.11.2006
Semer demekle geçmeyin, çok özen gösterilmesi gerekir. Eşeğin sırtına yanlış semeri koyduğunuzda sırtı yara olur ve çok acı çeker.
Babamın terzi dükkanı
18.11.2006
Solmuş bir fotoğrafa bakıyorum, 13 Ekim 1958 tarihli. Fotoğrafta genç bir adam dikiş makinasının başında objektife doğru bakmış. O benim babam ve fotoğrafın arkasında yazılı olan o tarihte ben henüz doğmamışım.
Amcamın paltosu
18.11.2006
Göl Öğretmen Okulu Kastamonu’ya 10 km, İnebolu’ya 80 km uzaklıkta Gölköy yakınlarındaymış. Ulaşım olanaklarının kısıtlı olduğu zamanlarda yolculuk İnebolu-Kastamonu arasındaki 90 km yolu 6 saatte alan burunlu otobüsle yapılırmış. Ben de o otobüsü anımsıyorum, Maydalak’ın otobüsü derlerdi...
Bir avuç böğürtlen
18.11.2006
Yaz aylarında, bizim oralarda köy yollarında yürümenin zevki böğürtlen yiyerek çıkar. Dağların arasından kıvrımlar çizerek çıkan-inen yolların üst yamaçlarında böğürtlenler olur. Yamaçların altında da görünürler ama bizim dik yamaçlarda aşağıya eğilmek tehlikelidir.
Yazlık sinemada kabuklu fıstık yerdik
19.11.2006
Film başladıktan sonra tüm sandalyelerin yönü perdeye doğru dönerdi. Bazen ses iyi duyulmazdı, o zaman “Makinist ses” diye bağırırdı, seyirciler. En arkadaki birkaç sıranın üzeri kapalıydı. Yağmur başladı mı, herkes oraya kaçışırdı. Seyirci az olduğu zaman sığardık, kalabalıksak filmi bitirmeden evlerimize kaçardık.
Nazım Hikmet’ in dizelerle çizdiği İnebolu resmi
19.11.2006
İÇ ANADOLU’YA İLK BAKIŞ
İki arkadaş tuttuk dağlara giden yolu.
Öyle yükselmişiz ki, sahilde İnebolu
İnce sokaklarıyla ufaldıkça ufaldı,
Minareler bir çizgi, camiler nokta kaldı.
Evleri birbirine giren şehrin içinde,
Ufuklar genişledi önümüzde gitgide;
Denizi kucaklayan iki açık kol oldu.
Rüzgar esti, denizin suları yol yol oldu.
İnebolu Yazılarımdan Derlemeler:
1 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-1.html
2 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-2.html
3 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-3.html
4 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-4.html
5 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/03/inebolu-5.html
İnebolu Dağarcığı
http://ineboludagarcigi.blogspot.com/
4 Mart 2008 Salı
29 Şubat 2008 Cuma
İnebolu (4)
Aydın Tiryaki
2006
Altan Tiryaki (1963-2000) benim kardeşim, yedi yıl oldu yitireli, toprağa verdiğimiz gün öğrencileri karne alıyorlardı. 1993- 2000 yılları arasında İnebolu’da köylerde öğretmenlik yapmıştı. O zamanki öğrencilerini şimdi üniversite öğrencisi veya mezunu olarak duyduğumda seviniyorum, hem onun adına hem kendi adıma. Kızların okula gönderilmeme sorununun yaşandığı ülkemizde kızlarımızın köyden gelip üniversitede olmaları ve bu durumda kardeşimin de katkısını bilmek gururlandırıyor. O iyi bir öğretmendi.
Bir akşam, eşeğin iki tarafında iki küfe ve içlerinde kocaman birer balıkla köydeki evimize gelmişti büyükbabam. Köyümüz İnebolu’ya yani denize yalnızca 3 km uzaktaydı ve bu sayede çeşit çeşit balık olurdu yemeklerimizde. En çok palamut ve hamsiyi bilirdik. Onlar kırk yıl sonra da hala terketmediler bizi.
Sonbahar günlerinde henüz kopartılmamış mısırlar kurumuşlardı. Dışındaki kabuklarını soyduktan sonra içinden mısır çıkacak ve fotoğraflarını çekecektim. Güneş fotoğraf için en güzel ışıkları gönderiyordu. Kabukları soymaya başladıkça bu ara aşamaları da fotoğraflamam gerektiğini düşündüm ve içinden mısır taneleri görünene kadar çok sayıda fotoğraf çektim.
Kuşlar geçiyordu yükseklerden, sürü sürü, sessiz. Günlerce geçtiler, sanki anlaşmış gibi hiç sesleri çıkmadı. Bize küstüler mi acaba? Geçen yıl çok üstlerine gitmiştik o kuş gribi günlerinde. Artık onlara eskisi gibi çok sevimli bakamıyoruz, bir insan bencilliğiyle.
Fotoğraf çekerken o anın bir kez daha yaşanamayacağını düşündüğüm için fotoğraflara çok değer veririm. Hele fotoğraftakiler yoksa artık... İnebolu limanındaki büyük mendirekteki feneri anlatacağım, 125 yıldır tamamlanmadığı söylendiği için medyamızın haber yapmayı sevdiği İnebolu limanındaki feneri...
Evin yanında bir harman vardı, harmanın yanında büyük bir dut ağacı. Yeşilöz köyünün alt tarafında olduğu içi Aşağı Köy derlerdi bizim evlerin olduğu yere. Altı ev vardı o zamanlar. Hepsinde yaşayanlar olurdu. Biri yıllar önce yıkıldı, şimdi beş ev kaldı ve yalnızca birinde yaşanıyor. Bu evlerden birinde doğmuşum, o evde birkaç yıl öncesine kadar yaşam vardı ama o da terkedildi şimdi. Birgün yıkılıp, bir tahta yığını olarak göreceğimi biliyorum.
Karadeniz’in neden bu kadar yeşil olduğunun kanıtı kamyon içinde büyüyen ağaçlar. Her yerde ağaçlar büyür bizim oralarda. Bir zamanlar tarım yapılan tarlalar 3-5 yıl kendi haline bırakıldığında bir fidanlık haline gelir, dokunulmazsa 10-15 yıl sonra orman olur.
Sarışın, esmer, kumral, her renkten saçlarını usta berberlere yaptırmışlar yeşilliklerin arasında duruyorlar... Kimine fön çekilmiş, kimine perma yapılmış, belki de doğuştan öyle...
28 Şubat 2008 Perşembe
Basketbol Ligi için Canlı Fikstür
Aydın Tiryaki
16 takımlı basketbol ligimiz için canlı fikstür önerisi
05.11.2006
18 takımlı futbol ligimiz için önerdiğim canlı fikstür modelinin bir benzerini 16 takımlı basketbol ligimiz için de öneriyorum.
Basketbol liginde takımların güçlerinin futbola göre daha belirgin olduğunu biliyoruz. Basketbolda şansın sonuç üzerinde etkisi futbola göre daha azdır, zayıf bir takımın güçlü takımı yenme olasılığı oldukça düşüktür. Ligdeki takımların ilk yarı sonunda sıralamadaki durumuna göre gruplandırılıp ikinci yarı fikstürünün buna göre belirlenmesi, play-off öncesi ligde bir ön final dönemi yaşatacaktır.
16 takımlı basketbol ligimiz için canlı fikstür önerisi -2-
06.11.2006
Basketbol liginde kullanmak üzere önerdiğim canlı fikstür modeli için tam fikstürü hazırladım. 15 hafta sürecek ikinci devre için 16x16 matriksin satır ve kolonlarında takımların numaraları bulunuyor. Bu numara takımın ilk devre sonunda ligdeki sırasıdır. Matriksin içindeki sayılar maçın oynanacağı haftaları gösterir. Canlı fikstür modelini uygulamak için, ilk yarı puan sıralaması ve bu tablodan başka bir araca gerek yoktur. Modelin ne kadar basit olduğunu göstermek için tabloyu sunuyorum.
16 takımlı basketbol ligimiz için canlı fikstür önerisi -3-
07.11.2006
Bu yazıda modelin geçen yıla uygulanması sonucu ortaya çıkan ikinci yarı fikstürünün değerlendirmesini bulacaksınız. Canlı Fikstür Modeli uygulaması için 2005-2006 sezonunun 15., 27. ve 30. hafta puan durumları kullanıldı.
Federasyonlara canlı fikstür modelini öneriyorum
13.06.2007
18 takımlı futbol ligimiz ve 16 takımlı basketbol ligimiz için canlı fikstür modeli önermiştim. Artık yaz geldi ve yakında yeni sezon için fikstür çekilişleri yapılacak. O çekilişlerden önce spor yazarlarının canlı fikstür modelini tartışmasını ve federasyonlara bu modeli incelemelerini öneriyorum.
Futbol Ligi için Canlı Fikstür
(FUTBOL LİGİ)
18 takımlı lig için canlı fikstür önerisi
4.11.2006
Ligde kalma savaşı veren iki takımdan biri son haftalarda şampiyonluk hedefleyen bir takımla, diğeri orta sıralarda hiç bir iddiası olmayan bir takımla karşılaşınca, orta sıralardaki takımın yenilmesi üzerinde şaibeler oluşuyor.
Bunlara benzer durumların önüne geçebilmek için Canlı Fikstür Modeli öneriyorum. Bu model, fikstürün kurayla değil, hesaplamayla oluşturulmasına dayanıyor. Canlı fikstür modeliyle hangi hafta hangi maçın oynanacağı sezon başından bilinmiyor. Ligde aynı yerler için oynayan takımların son haftalardaki maçlarını kendi aralarına oynamalarını sağlayacak düzenlemeler yapılmasını sağlıyor. Şampiyonluk yarışındaki takımlar son hafta maçlarını kendi aralarında yapıyorlar. Aynı şekilde düşme hattındaki takımlar da birbirleriyle oynuyorlar.
Canlı fikstür modeli kullanılsaydı son hafta Fenerbahçe-Galatasaray oynardı
13.04.2008
Canlı fikstür bir fikstürde olması gereken iki temel özelliği taşıyor:
1- Her hafta her takımın bir maçı oluyor.
2- Lig boyunca her takım birbiriyle iki kez karşılaşıyor.
Canlı fikstür bu özelliklere ek olarak hem şampiyonluk adaylarının hem de düşmeye aday takımların en kritik olan son haftalarda kendi aralarında oynamasını sağlıyor. Bunu her sezon garanti edemese de her zaman normal fikstürden daha iyi bir fikstür sağlıyor.
25 Şubat 2008 Pazartesi
İnebolu (3)
Aydın Tiryaki
2006
Otomatik zaman ayarlı teyp
27.10.2006
Yetmişli yılların başlarında bir radyolu teybimiz vardı. Radyodan müzikler kaydederek müzik kasetleri yapardım. Müzik başlarken kayıt düğmesine basar kayda başlardım, beğenmezsem durdurur, geri sarıp yeni kayıt için orada bekletirdim. O zamanlar boş kaset oldukça pahalıydı. Tüm kasetler dolunca eski kasetleri incelerdim, bazıları bu elemeyi geçemezdi ve üzerine kayda başlardım.
Terkedilmiş bir deniz feneri
28.10.2006
Deniz Feneri çok özel bir yerdir, görünümü güzeldir ve çok güzel şeyleri simgelerler benim için. Onun görevi sevdiklerini korumaktır, dalgalı, fırtınalı günlerde ve karanlıklarda kötülüklerden, tehlikelerden korumak. Deniz feneri iyi dosttur. Deniz fenerinin kimseye kötülüğü dokunmamıştır.
Cumhuriyet bayramı anılarım
29.10.2006
İlkokul dördüncü sınıftayken Cumhuriyet Bayramı töreninde şiir okuyacaktım. Şiiri ezberlemiştim ancak ne olur ne olmaz diye yazılı olduğu kağıdı katlayıp cebime koymuştum. Kürsü boyuma göre çok yüksekti. Mikrofona yetişmek için parmaklarımın ucunda duruyordum. Şiirin ilk kıtasını henüz okumuştum, sabahtan buyana hafif hafif çiseleyen yağmur sağanak halinde yağmaya başlamıştı.
Bir sonbahar günü ne çok papatya vardı
29.10.2006
İnebolu Çayını deniz tarafındaki köprünün üzerinden geçtim. Önceki gece çok yağan yağmurdan sonra çayda su çoğalmış. Çayın çamurlu suları Karadeniz’in suyunu kıyıya yakın yerlerde kahverengiye boyamış. Boyranaltında denizdeki kuşların fotoğraflarını çekerek yürüdüm. Denizde hiç tekne görünmüyordu. Abaş tepesine parke döşeli yoldan yavaş adımlarla yürüyerek çıktım.
Trampet ve boru sesleriyle uyanmak
29.10.2006
Bu sokaklarda bayramlarda ben de yürümüştüm ilkokul yıllarımdan liseyi bitirene kadar. Bu sabah o yıllardaki her yaşımdaki çocuklar sokaktaydı. On yıllık bir resmi geçidim vardı. Teşekkürler çocuklar.
İnebolu pidesi
30.10.2006
İnebolu pidesinin görünümü de lezzeti de diğer pidelerden farklıdır. Kırk yıl önce de aynı şimdiki görünümünde ve tadındaydı. Sabahları ekmek fırınlarının önünde görünürdü. O zamanlar pide ve ekmek yalnızca fırınlarda satılırdı.
Karadeniz'de bir beyaz balina vardı...
30.10.2006
O gün sabaha karşı yaz tatili için Ankara’dan İnebolu’ya gelmiştim. Uyuduktan birkaç saat sonra belediye hoparlörünün sesiyle uyandım: "Aydın ilçemizi ziyaret etmektedir, görmek isteyenler limana gidebilirler."
Sahil gülleri
31.10.2006
Geçen yıl aynı parkta yine güllerin fotoğrafını çekiyordum. Daha önce hiç görmediğim bir adam adımla hitap ederek “Siz o Internet’te İnebolu fotoğrafları yayınlayan kişi misiniz?” diye sormuştu. Orada üşenmeden saatlerce fotoğraf çeken o olsa diye düşünmüş.
Yaprakların ışıkla dansı
01.11.2006
Yaprakların veda dansı bu. Onlar da toprağın üzerinde bekleyen arkadaşlarının yanına bir vals zarafetiyle süzülerek düşecekler, belki az sonra belki ertesi gün. Veda dansı için en güzel renklere bürünmüşler ve güneşin de bu veda dansı için yazın son ışıklarını göndereceğini biliyorlar.
Fasulye çalısında salyangoz
01.11.2006
Çok eski yıllarda, çocuklar bahçe bahçe dolaşıp salyangoz toplayıp satarlardı. Bunların Avrupa’ya ihraç edildiği söylenirdi. Şimdi salyangoz toplayan çocuklara rastlamıyorum, belki o tarihlerde İnebolu’da olmuyorum.
İnebolu Yazılarımdan Derlemeler:
1 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-1.html
2 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-2.html
3 (2006): http://aydintiryaki.blogspot.com/2008/02/inebolu-3.html
22 Şubat 2008 Cuma
Sinema yazılarım (1)
Aydın Tiryaki
2006
Hokkabaz ve Organize İşler
02.11.2006
Eve dönüş: Duvarda asılı Ecevit posteri
09.11.2006
Woody Allen’dan esinleneceksiniz elbette
15.11.2006
Hokkabaz ve Oedipus Wrecks
17.11.2006
Yazlık sinemada kabuklu fıstık yerdik
19.11.2006
Adını bilmediğim bir filmin izini sürdüm
21.11.2006
Sevdiğim sokak adları...
10.12.2006
Dondurmam gaymak ve iki dondurmacı filmi
21.12.2006
Temmuzda filminde Melek’in şarkısı
22.12.2006
Fare Şehri, çocuk sineması ve çocuk filmlerinde...
23.12.2006
18 Şubat 2008 Pazartesi
İnebolu'da akşam oluyor
Fotoğraf makinesini sabitleyerek, 30 saniye arayla otomatik olarak çektiğim fotoğraflardan oluşturduğum bir video.
Ay battı - İnebolu Avara Tepesi
Fotoğraf makinesini sabitleyerek, 30 saniye arayla otomatik olarak çektiğim fotoğraflardan oluşturduğum bir video.